Blakhernai Sarayı, 5. yüzyıldan itibaren inşa edilmeye başlanmış ve yüzyıllar boyunca farklı imparatorlar tarafından genişletilmiştir. Özellikle Komnenos Hanedanı döneminde, Bizans imparatorlarının ana ikametgâhı hâline gelmiştir. Konstantinopolis’in idari ve siyasi kalbi uzun süre burada atmıştır.
Topkapı Sarayı’ndan çok önce, İstanbul’un kaderi bu duvarlar arasında belirleniyordu.
Blakhernai Sarayı denildiğinde çoğu zaman yalnızca Tekfur Sarayı akla gelir. Oysa Tekfur Sarayı, bu büyük saray kompleksinin sadece küçük bir parçasıdır. Asıl Blakhernai Sarayı, Haliç’e bakan surlar boyunca uzanan geniş bir alana yayılmaktaydı.
Bugün gördüğümüz kalıntılar, bu devasa kompleksin geriye kalan izleridir.
Günümüzde ayakta kalan bölümler, kalın sur duvarları, kemerli geçitler ve taş işçiliğiyle Bizans mimarisinin karakteristik özelliklerini yansıtır. Alan, turistik açıdan fazla düzenlenmediği için oldukça doğal ve “keşif” hissi uyandıran bir atmosfere sahiptir.
Burada dolaşırken, saray hayatının ihtişamını değil, onun geride bıraktığı sessizliği hissedersiniz.
- Bizans saray yaşamına dair nadir izler barındırması
- Tekfur Sarayı’nın ötesinde daha büyük bir tarihsel bütünün parçası olması
- Surların ve Haliç manzarasının birleştiği etkileyici bir konumda yer alması
- İstanbul’un az bilinen Bizans mirasını yakından tanıma fırsatı sunması
Alan açık hava niteliğindedir ve bazı bölümler düzensizdir. Rahat ayakkabı tercih edilmesi ve dikkatli olunması önerilir. En iyi ziyaret zamanı, ışığın taş dokuyu daha iyi ortaya çıkardığı sabah veya ikindi saatleridir.
Blakhernai Sarayı Kalıntıları, İstanbul’un ihtişamlı geçmişine açılan sessiz bir kapıdır. Burada, imparatorların ayak sesleri artık duyulmasa da, taşlar hâlâ Bizans’ın son büyük sarayının hikâyesini fısıldar.
Fatih’te tarih meraklıları için mutlaka keşfedilmesi gereken, saklı bir duraktır.
he whimsically named Egg Canvas is the design director and photographer in New York. Why the nam